ÇOK–ULUSLU BİR ŞİRKETTE ÜST DÜZEY yönetici olarak çalışan adam, “Gönüllü kölelik düzeni bu” diye mırıldandı.
Kendisine bahşedilen onca imkâna karşın, iş hayatından hoşnut değildi ve bu hoşnutsuzluk olmadık zamanlarda baş gösteren endişe nöbetleriyle kendini dışa vuruyordu. O ana dek iş ortamlarında çok girişken olan bu kişi, şimdi en basit sunumları yaparken bile zorlanıyor, dili damağı birbirine yapışıyor, sözün sonunu getiremiyordu.
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Sahi mi? Yani, sayısız günahlar işlediğim halde, hiç günah işlememiş sayılacağım öyle mi?
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Ciddi misiniz? Oysa, bana kalsaydı, ben kendimi bile bu kadar kolay affedemezdim. Dostlarımdan bile öyleleri var ki, bir hata ettim diye beni defterden sildiler. Artık görüşmüyorlar. Ben de çoğu arkadaşıma ilk hatasını görür görmez küstüm. Hiç hata etmemişler gibi davranmam çok zor onlara. Oysa siz...
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Daha önce tövbe etmediğim günahlarım da var benim. Özür dilemeyi unuttuğum hatalarım var. Yanlış olduğu halde, yanlışlığını kabullenmediğim bir sürü yanlışım var.
İnsan toplum halinde yaşayan bir varlık. Doğumla başlayan hayatı ailesiyle beraber sürer. Büyür, eğitim çağına gelir, okula gider, okul arkadaşları edinir, evlenir, çocukları olur...
Bir değirmen misali dönen hayatta güzel işler yapmak, başarmak, mutluluğu yaşamak, hayırlı insanlardan olmak ister.
Hayatta başarılı olmak elbette kolay değil. Huzur ve mutluluğu yakalamak da. Bu nedenle düşünmek, çalışmak, üretmek, paylaşmak gerek.
VEFANIN ARTIK yalnızca İstanbul’da bir semt ismi olarak anıldığını söylüyordu birisi. Bunu o zamanlar pek de anladığım söylenemezdi. Ana ocağından bir kez bile ayrılmamış olan, yanısıra şefkatin ve vefanın en yüksek mertebede yaşandığı bir ortamda kalan birisi için bunu anlamak zordu hiç şüphesiz.
Hem, dışarıya dönük bir yaşantıya adapte olacağım bir arkadaş grubu da edinmemiştim üstelik. Onun için vefa dolu bir atmosferin dışında vefasızlığı ve bivefaları tanıma ve aralarındaki farkı ayırt etme imkânına sahip de değildim. Hâfa toprağında gizlenmiş nice duygumun anne suyuyla beslenmiş bir saksı çiçeğiydim anlayacağınız...
O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu. Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz. Muhammmed Aleyhissalâtü Vesselam idi. Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi.
İşte insanlığın akıl ve kalbinde düğümlenen "Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?" sorularını, düğümlerini çözüp kâinatın Sahibini ilân ve ispat edecek bir zatın teşrifi sadece insanların ruh ve kalbinde değil, diğer varlıklarda, hattâ cansız eşyada bile yansımasını bulacaktı.
Doğudan batıya bütün âlemin nurlara büründüğü, İlâhi değişimin tecelli ettiği o gece neler oldu neler?
İnsanımız, çok nadir haller dışında, biri istediğimiz diğeri ise istemediğimiz iki daireden meydana gelmemekte; iyiliklerin tamamı birinci dairede, kötülüklerin bütünü ise ikinci dairede yar almamaktadır. Yüzyılımızda bir insanda bütünüyle iyilik görmek, diğerinden ise hep kötülük görmek neredeyse mümkün değildir.
Dilbilimcilerden birine "Bize suyu tanımla!" dediklerinde birkaç gün mühlet istemiş. Kitaplar karıştırmış, araştırmalar okumuş, geceler boyunca bin bir türlü tanım yapmış, sonra bozup yeniden tanımlamış ve bir sabah, küçük bir deri parçasının üzerine şunu yazdıktan sonra kimseciklere görünmeden o şehri terk edip gitmiş:
- Su, sudur kardeşim!
Su? Ancak kendisiyle açıklanabilen madde. Rus onu "matratnaya (su anamdır)" diye tanımlar. Latin "Meditatio in aqua (Su meditasyondur)" der. Hind'e göre "Osmanha ganjola (Yaratıcıya sudan gelinir, suda gidilir)"
"Şehrullahi'l-Muharrem" olarak meşhur olan, yani "Allah'ın ayı Muharrem" olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.
Allah'ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah'ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir.
Âşura Günü ise Muharrem'in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.
Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.
Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan "On geceye yemin olsun" ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.
Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem'in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.(1)
Takvimler 22 Temmuz 622 tarihini gösteriyordu. Bundan, kameri yılla tam 1429 yıl evvel, insanlık tarihine damgasını silinmez bir biçimde vuracak bir olay gerçekleşti: Hicret.
İnsanlığın 'merhamet pınarı' Efendimiz, susuz yürekler ve aç ruhların önüne kendisine indirilen gök sofrasını cömertçe sundu. Bir güneş gibi doğmuştu o; yalnız kuzuların değil sırtlanların da, yalnız güllerin değil dikenlerin de, yalnız bülbüllerin değil akbabaların da, yalnız masum bebelerin değil azgın haramilerin de üzerine doğan bir güneş gibi.
Tek derdi vardı: Bu gök safrasına bir fazla insanı oturtmak. Bir fazla aç ruhu doyurup, sahici ve kalıcı özgürlüğün ve güvenliğin adresini göstermek. Mutluluk ırmağının Mutlak'tan doğduğunu öğretmek. Gerisinin hoş olsa da boş olduğunu, laf u güzaf olduğunu göstermek…
Çocuk Egitiminde Ailenin Önemi-Zeyneb Küçük, Vahdet dergisi
Islam cemiyeti aile esasina dayanir. Çünkü cemiyet en küçük toplum birimi olan ailelerden olusur. Aileleri salih bir toplum da salih olur. Aileleri huzursuz ve hastalikli olan bir toplum da huzursuz ve hastalikli olur.
Toplumlari olusturan bireyler de hayatlarinin baslangicinda ilk egitimlerini aileden alirlar. Islami sistemde de çocuklarin egitiminden esasta aileler sorumludur. Çünkü hiçbir sey bilmeden dünyaya gözlerini açan çocuk ilk olarak aile efradini görür, onlarla hemhal olur ve iyi - kötü her seyi ilk olarak onlardan ögrenir. Bu hususta: "Her çocuk (Islam hakikatini kabul edecek bir) fitrat üzere dogar. Bu hal konusma dönemine kadar devam eder. Onu ebeveyni yahudi, hiristiyan, müsrik veya mecusi yapar" (Müslim, Kader, 23/25) hadisini birçogumuz biliriz.
Dünyanin küçük bir köy haline geldigi ve toplumlarin asrimizdaki teknolojik gelismeler vasitasiyla egemen güçlerin toplum yapilarindan ve kültürlerinden daha çok etkilendigi günümüzde anne ve babalar çocuklarinin Islam'i ögrenmelerini ve Müslümanca yasamalarini nasil saglayabileceklerini kara kara düsünmektedirler. Çünkü Islam'i kendileri için bir din olarak kabul etmelerine ragmen bir yasam biçimi olarak hayatlarina geçirmemis olan toplumda yetisen çocuklar, okul, arkadas ve televizyon gibi vasitalarla Islam disi aliskanlik ve ahlaki kolayca edinmektedirler. Günümüzün teknolojik ve modern yasantisi çocuklari, anne-babalarinin tavsiyelerine karsi çikmaya, bas kaldirmaya ve ailelerinin her seyini sorgulamaya tesvik etmektedir. Modern çag çocuk yetistirmek için çok zor ve çetin bir zamandir. Ancak bu güçlügün sonucundaki basarinin da mükafati o kadar büyük olacaktir insallah.
Ey yâr, susuşum sözümü esirgemekten değil. Sana değen sözleri çoktan yitirdim; dudağım avare, dilim perişan.
Aklım ermiyor ki, sustuğumu bileyim. Kalbim ayılmıyor ki sana hitap edeyim. Kelimelerin sıcağı kaçmış, hece hece küllenmişler; sükût lehçesinde aç susuz bir mülteciyim şimdi. Seni taşa benzettiler. Öyle dilsiz, öyle hayatsız, öyle duygusuz diye. Değirmende konuşan taş değil midir peki? Acıyı öğütüp ekmek eyleyen senin dönüşün değil mi? Sen değil misin kabrimi bekleyen sadık yâr? Dillerin sustuğu yerde sen değil miydin ısrarla adını söyleyen unutulanların? Sen değil misin nice dertlinin derdini hiç itirazsız dinleyen?
CAN KURBANI YA DA BIÇAĞI ÇEKEN İSMAİL’E KAVUŞUR YUSUF ÖZKAN ÖZBURUN
“İbrahim! Seni anlayamıyorum, sana sadece hayran olabiliyorum” diye haykıran düşünürü anlayabiliyorum… Göklerin Sahibi İbrahim’den (a.s) kendisi için en kıymetli, en vazgeçilmez olanı istemişti, ki bu istek her ademoğlu ve havvakızı için de halen geçerlidir. Sağa sola atılan, ikinci derecede önemli, işe yaramaz ve ıskarta olanı değil can’ın parçası, hayatının gün ışığı olanı ister Göklerin Sahibi. İşte semadan gelen emir karşısında hiçbir tereddüt, anlık sendeleme yaşamaksızın bıçağı çeken İbrahim (a.s.) öncelikle hayran olunasıdır. Bizim gibi fanilerin haddine mi düşmüş onu anlamak. Düşünür’ün dediği gibi “Bıçağı çeken İshak’a (bizim itikadımızca İsmail’e) kavuşur”…
Mevlâna ve Özgüven Eğitimi-Prof. Dr. Ramazan ALTINTAŞ
Kur’an’a göre insanoğlu hayatın acıları ve sevinçleriyle sınanmaktadır. Acılar olmasa, sevinçlerin bir anlamı olur mu? Ölüm olmasa, hayatın bir anlamı olur mu? Başımıza gelen acılardan amaç, biraz da hangimizin daha güzel kullukta bulunduğumuzu ortaya çıkarmaktır. Şu ayetleri toplu olarak okursak olayın içyüzünü daha iyi anlayabiliriz:
“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma ile deneriz. (Ey Peygamber!) Sabredenleri müjdele.
O sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman: Biz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döneceğiz, derler.
İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır. Ve doğru yolu bulanlar da onlardır.”
Modernizm, günümüz Müslümanlarını dönüştürmektedir. Çok kötü bir değişim yaşıyoruz. İslamî ilkelerimizde, ihlasımızda, takva ve değişmez sabitelerimizde zedelenmeler var. Dün samimi bir şekilde savunduğumuz ve yaşadığımız değerleri bugün tenkit ediyor, bizler de küreselleşme hareketine katkıda bulunuyoruz. Daha dün Müslümanlara yön veren ve bakış açısı kazandıran aydınlarımız bugün çark ettiler. İslamî harekete su taşıyan bu emekçilere ne oldu? Ne değişti de bugün böyle düşünmeye başladık? Dün mü doğru düşünüyorduk, gelinen süreç itibarı ile bugün mü?
İlk aile yuvasının kurulduğu yerin cennet olduğu ve bunun bir peygamber olan Hz. Adem ve sevgili eşi Havva ile başladığı düşünülecek olursa, evlilik kurumunun kutsal olduğunu söylemek hata olmasa gerektir. Ayrıca hepimiz cennet çocuklarıyız. Öyle ya, cennette yaratılan anne ve babanın torunlarıyız. Cennetten geliyoruz, inşallah dönüşümüz de geldiğimiz yere olur.
Hayat yolculuğumuz sırasında verdiğimiz yanlış kararlar, çok seçenekli seçeneksizliklerle baş başa bırakıyor bizi. Bazen yolu geriye doğru yürüyüp, bütün o zaman ve hayat kayıpları pahasına hataları düzeltmek kabil olabiliyor.
Ama bazen de bu yanlış seçim hayatımız boyunca bir daha yakamızı bırakmıyor. İnsanın kendisini ve hayatı tanımak için sancılı iç deneyimler yaşaması bu yüzden gerekli... Hayatın önümüze çıkardığı seçme mecburiyetleri, gözümüze küçük değiştirilebilir seçenekler gibi görünse de, çoğu zaman çok daha fazlası, hatta hayatın ta kendisi olabiliyor. Yürümeyi tercih ettiğimiz yol, hayatımızın geri kalanının yegâne yönü haline gelebiliyor
Ramazan-ı Şerif öyle büyük bir aydır ki, bunun kadar kıymetli hiçbir ay yoktur. Bu mübarek ayda Kur'anı Azümüşşan, levhi mahfuz'dan birinci kat semadaki Beytül İzzet'e indirildi.
Sonra Hazreti Cebrail Aleyhisselam Kur'anı Azümüşşan'ı ayet, ayet Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem'e taşıdı. Bu ne büyük iştir, bunu takdir eden var mu acaba? Ben edemiyorum, siz edebiliyor musunuz? Derler ki: "Elde olmayan, beyde olur." Sure-i Hicr'de şöyle buyurulur:
Zaman gıcırdayarak geçerken, dünya uğuldayarak dönerken, koca adamlar hayatları boyunca uydurabildikleri tek yalanı tefrikaya dönüştürürken, bıçaklar hoyratça tene girerken, gerçekler ruhu acıtırken, taze yaralara kuru tütün basılırken, sancılar damarlarda tutuşurken, kapı zilleri kimsesizlikleri perçinlerken, ak saçlara asfalt karası sürülürken, hassasiyetler el çantalarının en dibine sürülürken, biraradalığın tadı, ipin ucu kaçırılırken, basamakların, panjur aralıklarının, yelpaze kanatlarının, kara kalem portrelerin akılda kalan çizgileri durmadan silinirken, gömlek ceplerinde tuhaf cinayetler işlenirken, düşmeyen, ısıtmayan, yatışmayan bir kötü heyecan içimizi doldururken, siperler terkedilirken, insaniyet cepheleri birer birer düşerken.. biz neyi yaşıyorduk, yaşıyoruz?
Hedef Radyo teknolojinin tüm olanaklarını kullanarak dinleyicileriyle buluşuyor.
Tüm cep telefonu aboneleri Hedef yazın boşluk bırakın mesajınızı 5100'a gönderin mesajınız anında canlı yayında okunsun
detay Tüm haberler
..........................................................................
HEDEF RADYO'yu İzleyin...
TARİH :15-01-2005
Radyomuzun Görüntülü Tanıtımlarını Arşivden Yayınlar Bölümümüzde İzleyebilirsiniz.Sitemize üye olarak bilgisayarınıza indirin
Tüm haberler
..........................................................................
Tüm haberler
..........................................................................
CANLI YAYIN
TARİH :01-01-2005
Radyomuz internet üzerinden 24 saat yayın vermeye başlamıştır...
Canlı yayın linkimizi tıklayarak Hedef Rdayo'yu anında dinleyebilirsiniz...Bilgisayarınızda Media Player 9.0 veya daha bir versiyonu olmasına dikkat ediniz...
Dinlediğiniz programlarla ilgili önerilerinizi bize mail ile bildirebilirsiniz..hedef@hedefradyo.com
detay Tüm haberler
..........................................................................
HEDEF RADYO ÜYELERİ ARASINDA YERİNİZİ ALIN
TARİH :01-01-2005
Hedef Radyo' ya üye olun size özel yeniliklerden faydalanın. Radyomuzda en çok dinlenilen programarı kendi bilgisayarınıza indirin yada internet üzerinden online dinleyin....Hedef Radyo'nun faliyetlerinden haberdar olun
Web sitemizi kullanarak bizimle iletişime geçer ve faaliyetlerimiz hakkında detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz...
detay Tüm haberler
..........................................................................